ÇİÇERO

16-02-2019

Çiçero, 2. Dünya Savaşı'nın seyrini değiştiren ve Almanya'nın bozguna uğramasında etkin payı olan casus Çiçero'nun savaştaki etkisini ve savaş sonrası yaşadıklarını konu ediyor. İlyas Bazna, 2. Dünya Savaşı sırasında Ankara’daki İngiliz Büyükelçiliği’nde uşak olarak çalışmaktadır. İçeriden birçok bilgiye ulaşabilen Bazna, Almanlar için casusluk yapmaya başlar ve kendisine “Çiçero” kod adı verilir. İlyas Bazna savaşın seyrini değiştirmesine rağmen T4 uygulamasıyla engellilerin gaz odalarına gitmelerine, iğneyle uyutulmalarına engel olamaz. İlyas Bazna’nın savaştaki etkisini ve savaş sonrası yaşadıklarını beyaz perdeye yansıtacak olan filmin yönetmen koltuğunda Serdar Akar oturuyor.

 

Beyazperde Eleştrisi;

2019’un ilk büyük yerli yapımı olarak 18 Ocak haftasında vizyona giren Çiçero, yerli yapımcılarla sinema salonları arasında yaşanan bilet/mısır/yasa tasarısı geriliminin yarattığı yerli film boşluğunda, iddialı bir işe soyunuyor. Tıpkı hayat hikayesinden esinlendiği, 1940’lı yılların casusu İlyas Bazna gibi.

Afişinde “yüzyılın en büyük casusluk hikayesi” alt başlığını kullanarak, fragmanında “2. Dünya Savaşı’nın Kaderini Değiştiren Türk” ifadesiyle de baş karakter İlyas Bazna’ya duyulan merakı arttıran film, prodüksiyonunun büyüklüğünden aldığı cesaretle de pahalı ve şık bir dönem filmi olma iddiasında. Yapımcı Mustafa Uslu’yu gerek yakın zamanda Türkiye’nin Oscar temsilcisi Ayla filmine dair yayınlanan haberlerden gerekse henüz birkaç ay evvel vizyona giren Müslüm filminin yarattığı fırtınadan anımsayanlar olacaktır. Dijital Sanatlar’ın sahibi Uslu bütçesi yüksek, kaliteli gişe sinemasını hedefleyen ve Mart’ta vizyona girecek Turkish’i Dondurma filmi de dahil olmak üzere şimdiye kadar ki 4 projesinde yaşanmış, gerçek hayat hikayelerini sinemaya aktarma derdinde bir isim. Çok da yanlış bir strateji değil aslında. Biyografik dram ya da tarihi aksiyon/casusluk öykülerinin iyi işlendiğinde dünya çapında iş yapabildiği ve dahası senede aşağı yukarı 200’den fazla film üreten yerli sinemamızın bu kategorilere aç, muhtaç olduğu bir gerçek.

Çiçero, hem İlyas Bazna ismini, casusluk/entrika hikayelerine meraklı olanlar dışında pek bilinmeyen, tarihi bir figürü merkezine alması hem de bazı özensizliklerine rağmen elle tutulur bir II. Dünya Savaşı filmimiz olması açısından ilk etapta öne çıkartıyor kendisini. Bazıları tarihi dram, bazıları polisiye 20’den fazla diziye senaristlik yapmış olan Ali Can Yaraş’ın kaleme aldığı senaryo, aslında filmin üzerinde yükseldiği esas bel kemiği. Zira, İngilizlerden kaçırdığını Almanlara satan ve mesela Murat Yetkin’in “muhtemelen para karşılığı bilgi satan bir sahtekardı”* yorumunda bulunduğu İlyas Bazna’nın gerçek hayat hikayesi birebirde, filmdekinden biraz daha farklı. Ama sinema bu! Senaryo ve kurgu tam da Bazna gibi karakterlerin çevresinde daha iyi, daha ‘janjanlı’ hikayeler kurgulamak için var. Hollywood bunu bir asırdan fazladır yapıyorken, bizim neyimiz eksik kalsın ki?

İlyas Bazna’ya kısa ve tabii ki dramatik bir çocukluk geçmişi hediye eden senaryo, hızlı bir geçişle seyirciyi 1940’lar Ankarasına götürüyor. Avrupa’da savaşın en kanlı ve karanlık günleri sürerken genç (eski) Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti, büyükelçiliklerin en şık davetleri, aryaların söylendiği partiler ve dans baloları ile savaşın tarafsız bölgesine nefes aldırıyor. İsmet İnönü’nün Cumhurbaşkanı olduğu dönem Ankarası, atmosfer olarak dönem filmi kriterleri açısından biraz fazla gıcır gıcır görünüyor. İşte bu gıcırlık içinde sıradan bir büyükelçilik çalışanı olan İlyas Bazna, bir şekilde otoriterlerin gözünde sivrilmeyi başarıyor. İngiliz Büyükelçiliği’ne özel uşak olarak ‘kapağı atan’ Bazna için esas heyecanlı günler bundan sonra başlıyor. İngiliz Büyükelçiliği’nden çok gizli belgeleri, savaş taktiklerini, hatta suikast planlarını Almanlara aktaran Bazna’nın başına bir de aşk hikayesi dolanıyor. Ki işin bu kısmı da “casusluk hikayesi aşksız olur mu?” alt başlığı ile soslanıyor. Film büyük resimdeki iddiasını daha da geniş bir çerçeveye taşıyarak, Bazna ve ekibinin genç Türkiye Cumhuriyeti’nin fedakar ve gözüpek istihbarat ajanları olarak resmedip, sadece sinemasal değil vatani görevini de yerine getiriyor. Dedik ya bu sinema ve nihayetinde kurgu bu. Tarihi gerçeklikleri birebir öğrenmek isteyenler için kütüphanelerin kapıları açık…

Film yıldızlarını, görevini yerine getiren iyi bir prodüksiyon olmasının yanı sıra hakkını veren oyunculuklardan da kapıyor. Sadece başrol ve Bazna’yı yeniden şekillendiren Erdal Beşikçioğlu değil, Cornelia Kapp’ı canlandıran Burcu Biricik, yardımcı erkek oyuncu kategorisinde olsa da Alman Ludwig Carl Moyzisch’i canlandıran Murat Garipağaoğlu rollerinde oldukça başarılılar. Lanet bir Nazi olarak resmedilen Moyzisch’e bile belli bir insani boyut katabilmiş Garipağaoğlu. Filmin ağır topları Tamer Levent, Mehmet Ulay ve sınırlı görünümü olsa da Levent Ülgen’in de harcanmadığını eklemek gerek. Hali hazırda Erdal Beşikçioğlu ile Behzat Ç.’yi fenomenleştirmiş olan yönetmen Serdar Akar her oyuncudan istediğini almasını bilmiş.  

Orjinal müziklerde her ne kadar Onur Özmen'in imzası olsa da yine bazı sahnelerde dramayı vurgulamak için fazla fazla müzik kullanımı var maalesef. Bu tercihin de pek Atakoğlu’nun elinde olmadığına inanıyorum; sonuçta müziğin hangi sahneye konulacağının kararı müzisyene ait olmuyor çoğu zaman.

Uzun lafın kısası, II. Dünya Savaşı’na -çok şükür ki!- girmemiş dahi olsak bu topraklarda da o döneme ait anlatılacak pek çok hikaye mevcut. Maddi gücü yeten birilerinin elini taşın altına sokması ümit verici. Darısı 1930’larda Türkiye’ye sığınan ve ülkenin modernitesine katkıda bulunmuş olan Alman Yahudisi göçmen profesörlerin hikayelerinin başına diyelim!

 

Alıntı (Beyazperde)

 

Aynı kategoriden diğer haberler
1947 yılında başarılı bir bankacı olan Andy Dufrense aynı başarıyı evliliğinde gösterememektedir ve eşi tarafından başka...
1912'de ilk seferinde buzdağına çarparak batan efsanevi lüks yolcu gemisi Titanik'in aslına uygun olarak ...
Gerilim türünde sinema tarihinin en iyi 20 filmini Popcorn okuyucuları için derledik. İşte mutlaka izlenilme...
Çektiği muhteşem filmlerle haklı bir şöhret elde eden kurgu uzmanı Christopher Nolan’ın, Interstaller filmi...
Müslüm Gürses'in hayatını konu alan "Müslüm" filminin açılış hafta sonu gişe ra...
Usta yönetmen Martin Scorsese ile Oscarlı yıldız Leonardo DiCaprio 'The Killers of Flower Moon' 6. kez birlikte ...
İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından 2016 yılında düzenlenmeye başlayan İKSV Galaları, kasım ayında h...
Kuzuların Sessizliği filmindeki Dr. Hannibal Lecter'in gerçek olabileceğini hiç düşündün&uum...
Her bölümünde farklı bir karakter için “Kesin katil bu!” diyeceğiniz, birbirinden gizemli v...
İstediğiniz kadar nefret edin, unutmak ya da geçmişinizi gömmek isteyin: Öyle ya da böyle, doğup bü...
Tuco (çirkin), üzerine ödül konulmuş bir kanun kaçağıdır. Keskin nişancı Blondie (iyi) adlı kovb...
2. Dünya Savaşı yıllarının Nazi Almanya'sında girişimci bir Alman Oskar Schindler, askeriye için metal kaplar...
Tutsak, Güney Amerika’da zengin bir iş adamının doğum gününe katılan ve burada rehin alınan ünl&uum...
Cesuryürek'te, William Wallace yaşanan büyük acılar sonrası yeniden memleketi olan İskoçya’ya...
Magazin.com.tr derleme haberlerden oluşmaktadır. Yayınlanmasını sakıncalı gördüğünüz haberler için bizimle iletişime geçebilirsiniz.