Van Gogh'un Bilinmeyenleri

20-02-2019

Vincent'i tanıdığımızı düşünürüz değil mi? Ne de olsa o boyayı yiyen, kulağını kesen, garip resimler yapan bir adamdı.
İşte Van Gogh’un bilinmeyenleri:

Vincent'in kestiğinin aslında kulak memesinden küçük bir parça olduğu sanılıyordu...Sonra büyük bir kısmını biçtiği ortaya çıktı. Ve evet Van Gogh belki şifa bulurum diye atölyesinde yerde bulduğu pisliği ve de boyayı yiyordu.
Peki Vincent'i bir dahi mi yoksa bir deli olarak mı tanımalıyız?
Kulağını neden kesti, neden karnına bir kurşun sıkıp yaşamına bir son verdi?

Doğumundan kısa bir süre sonra ölen abisinin adını alan Vincent, küçüklüğünden bu yana Rahip olmak istemiştir. Zaten babası Thedorous Van Gogh da tutucu bir din adamıydı. Aç ve sefil halkın kurtarılmaya ihtiyacı vardı ve Vincent o insanlara elinden gelen her şeyi yapmak istiyordu. Kendi kurtuluşunu da tanrıda aramaktaydı. Londra'da görevini layıkıyla yerine getirmek isteyen otuzlu yaşlarındaki bu adam yoksulluğun ve de sefaletin kuyusuna düşmüş insanlar için didindi durdu.
Ancak disiplinsiz ve kilisenin tasvip etmediği davranışlardan dolayı rahiplik mesleği elinden alındı. Bu onun hem ruhani kurtuluş yoluna hem de maddi geçimine ağır bir darbe olmuştur.


Rahiplik mesleğinden olduktan sonra Vincent, dermanı sanatta aramaya başladı. Ancak sorun şu ki; o, daha önce hiç eline fırça almamış bir adamdı. 30'lu yaşların başındaydı ve sanat onun yeni öyküsü olacaktı. Vincent bu yeni yolculuğuna gönülden inanıyordu ve bu arzu onu hem trajik hem de kendisini efsane yapacak bir yola götüreceğinden habersizdi. Eserlerinin hiçbir zaman bu kadar ünleneceğini, hatta paha biçilemez olacaklarını tahmin bile edemezdi. Resimlerine bakan biri, onun ne kadar ince ruhlu bir adam olduğunu anlayabilirdi.
Babasıyla arasını açan bir sokak kadını mıydı? Sanat hayatının henüz başlarında tanıştı onunla. Clasina Maria Hoornik karnında bebeği, kolunda 5 yaşında oğlu olan sokak kadınıydı. Geçimini fuhuş yaparak kazanmaya çalışan bu kadın, hem alkolik hem de hayatta her şeyini kaybetmiş biriydi. Üstelik Vincent'ten yaş olarak oldukça büyüktü. Babası ve ağabeyi Theo, bu duruma karşı çıksa da mani olamadılar.
Bedeni tepeden tırnağa yaşanmışlıklarla dolu olan bu kadın, Vincent için bir esin perisiydi. Ne var ki Sien olarak da tanınan Clasina, Vincent'in sanatsal hayatından sıkılmaya başlamıştı. Ve ilişkileri kısa bir süre sonra bitti. Clasina eski yaşamına geri döndü ve Vincent onu yaşamından tamamen çıkardı.
İlk çalışmalarındaki karanlığın nedeni o dönemde İzlenimciliğin renkli tablolarına karşı müthiş bir ilgi vardı. Vincent ise sanatın, insanlara güzellik ve estetikten daha fazlasını vermesi gerektiğini düşünüyordu. Bu süreçte sanat galerileri ve burjuva sınıfına karşı, kinlenmeye başlamıştır. Kır manzaraları, park ve sevimli kadın tablolarının revaçta olduğu bu süreçte Vincent, akşama kadar çalışıp, karınlarını patatesle doyuran bu meşhur tabloyu yapmıştır. Nasırlı kemikli eller, mutsuz ve çökmüş yüzler Vincent'in insanlarıdır. Bu eserinde hiç canlı bir ton yoktur. Kahverengi ve yeşilin harmanlanmış hali, büyük bir keder taşımaktadır. Kim böyle bir eser satın almak isterdi ki? Kimse istemedi ve ağabeyi Theo ile bir tartışma yaşadı. Sanat simsarı olan ağabeyi ondan daha renkli resimler yaparsa, belki bir kaçını satabileceğini söylüyordu. Vincent'in yanıtı "Hayır"dı ...

Geçimini ağabeyinin gönderdiği para ile idame ettiren Vincent, hiç resim satamamasından dolayı sıkıntıya düştü. Bir süre ailesinin yanına döndü. Ancak ne var ki ailesi artık onu evlerinde istemiyordu. "Hayatlarındaki en büyük başarısızlık benmişim gibi baktılar bana" demiştir. Ailesinin yanında daha fazla kalamazdı. Fransa, özellikle de Paris, o dönemin sanat merkezidir. Oraya giderse bir şeyler öğrenebileceğini biliyordu. İzlenimciliğin merkezi Paris'te Vincent'i oldukça etkileyecek ustalarla tanıştı ve sonunda resimleri renklenmeye başladı.
Vincent renkleri öylesine çok sevdi ki takıntı haline getirmeye başladı. Atölyesinde bazen boya yediği ve daha renkli olsunlar diye yemeğine boya kattığı bilinmektedir. Vincent epilepsi hastalığından muzdariptir. Ömrünün sonuna doğru daha sık hastaneye yatmaya başlamıştı. Tüm bunlar bir yana özel hayatındaki ve iş hayatındaki başarısızlıklar onu daha da kötü bir psikolojiye itmektedir. Vincent günde bir ya da iki eser bitiriyordu. Oldukça üretken bir sanatçıydı. Günümüzde bir Van Gogh tablosu milyon dolarlara satılırken, o dönemlerde beş para etmiyordu. Soğuk kış aylarında tablolarını yaktığı oluyordu. Van Gogh 900'den fazla eser üretmiştir. Ancak yaşamında sadece bir eser satabilmişti. Hastalığı ve giderek bozulan psikolojisi korkutucu krizlere dönüşmeye başlamıştır. Özetle resimleri renklenirken, ruhu giderek kararmaya başlamıştır...
Fransa'da pek çok ünlü sanatçı ile tanışmıştır. Yaşamında büyük bir öneme sahip olan kişi ise kırklı yaşlarına kadar başarılı bir borsacıyken, işi gücü bırakıp ressam olmaya karar veren Gouguin'dir. Döneminin en önemli sanatçılarından olan Gouguin de sanat ticaretine ve galerilere karşı sert tutum içerisindeydi. Van Gogh adeta Gouguin'i tanrı olarak görüyordu.
Gouguin'i Fransa'daki evine davet etti. Beraber sanatı yeniden keşfedecek, yaratıcılığın sınırlarını zorlayacaklardı. İlk etapta daveti geri çeviren Gouguin sonunda gelmeyi kabul etti. Van Gogh günler öncesinden evini temizledi düzenledi, misafirine hazır hale getirdi. Sabırsızlıkla onu bekledi durdu.

Tatlı rekabetin giderek tartışmaya dönüşmesi ve kulak kesme hadisesi; Gouguin, Vincent'in anlayışına ters resimler yaparak can sıkıcı olmaya başlamıştı, aynı zamanda ağabeyi Theo'dan da kötü haber gelmişti; hiç bir resmi satılamamıştı. Bir akşam Vincent ve Gouguin şiddetli bir tartışmanın içerisine girdiler. Ve Vincent elinde bir jiletle Gouguin'in üzerine yürüdü. Yaşamının tehlikede olduğunu fark eden Gouguin apar topar bir otelde geçirdi o geceyi. Ertesi sabah eşyalarını almak için Van Gogh'un evine gittiğinde kalabalığın evin önünde toplandığını gördü, ortalık kan içindeydi.
Kulağını kesip gönderdiği kişi 128 yıl sonra ortaya çıktı. Van Gogh kulağını kesip bir zarfa koymuş ve Gabrielle Berlatier'e göndermiştir. Gouguin eve geldiğinde Vincent çoktan hastaneye kaldırılmıştır. Tartışılan o gece, Gouguin gittikten sonra Vincent muhtemelen ağır bir kriz geçirmişti... Kulağını kesip gönderdiği kişi hakkında yıllarca farklı fikirler ortaya atılmıştı ki yakınlardaki bir çiftçinin 18 yaşındaki kızı Gabrielle'ye kulağını gönderdiği ortaya çıkmıştır.
Bu olayın ardından yakınlardaki bir akıl hastanesine kendi isteği ile yatmıştır. Ömrünün son yıllarını akıl hastanesinde ve resmetmek için ziyaret ettiği başak tarlaları arasında geçmiştir. Vincent'in resimleri giderek kendisini aşıyor ve o zamana kadar görülmemiş anlayışta eserlere dönüşüyordu. Sarı rengi öylesine muazzam kullanmaya başlamıştır ki, Van Gogh Sarısı olarak isimlendirilecek sarıyı keşfetmiştir. 
Van Gogh sarısı aynı zamanda bir tartışma konusudur. Kimi fikirlere göre sek olarak sürekli içtiği Absent, göz retinasında bir hasara neden olmuş, bundan dolayı sarımtrak görmeye başlamıştır, şeklindedir. Kimilerine göre ise Van Gogh'un sarı ağırlıklı resimlerinin nedeni epilepsi hastalığıdır.

Çağdaş sanatın doğuşu
Vincent Van Gogh o zamana kadarki tüm anlayışı ve kuramları yıkacak bir şey yapmaya başlamıştı. Bu anlayış kendisinden sonraki nesli etkileyecek "Çağdaş Sanat"tı. Ancak kimse onun bu dehasının farkına varamamış resimlerini anlayamamıştı. 
Sanatta bir devrim yaratan sanatçı ne yazık ki artık yaşamın kıyısına yanaştığını hissediyordu. İçinden bir şeylerin sürüklenip gittiğini biliyordu ancak engel olamıyordu.
Kış sona erip bahar yaklaşırken artık o yağlı boyanın bir ustasıydı. Ancak büyük bir kriz atlatmıştı ve sevgili ağabeyi Theo artık eskisi gibi onunla ilgilenmiyordu. Kendi ailesine odaklanmaya başlamıştı.

Vincent 1890 yılının 27 Temmuz'unda her zaman resim yapmak için gittiği, başak tarlasının ortasında, karnına bir kurşun sıktı 2 gün sonra yaşama veda etti. Öldüğünde abisi de yanındaydı.
Ölümünden bir yıl sonra ağabeyi Theo da yaşama veda etti. Van Gogh efsanesinin tüm dünyaya tanıtılmasında ise Theo'nun eşi vesile olmuştur. 
Gouguin ise Vincent'in bazı sanatsal başarılarında kendisine bir rol biçmiştir. Hatta bazı eserler üzerinde hak iddia etti. Yaşamı boyunca kıskandığı tek ressam da yine Vincent olacaktı.
Son olarak Vincent sayesinde sanatın yalnızca teknik ya da konu ile değil sanatsal ifade ile de var olabileceği ispatlanmış oldu. Her şey sanatın konusu olabilirdi. 
Sefalet içinde geçen bir hayat sanatın yönünü tamamen değiştirdi...

Alıntı.

Aynı kategoriden diğer haberler
Vincent'i tanıdığımızı düşünürüz değil mi? Ne de olsa o boyayı yiyen, kulağını kesen, garip resimler ...
Burası, İstanbul’un kültür, sanat ve eğlence merkezi... Burası Taksim, burası Beyoğlu... Bu iki isim hep bera...
Zeus Kimdir? Bugün konumuz yunan mitolojisinin en büyük ve en güçlü ama bir o kadar tuhaf ta...
Meksikalı sürrealist ressam Frida Kahlo 1907’de Coyoacan’da doğdu. Çocukken, etkilerini hayatının son...
Ebru Sanatı Nedir ? Ebru Sanatı, yoğunlaşmış sıvı bir zemin üzerinde hazırlanan ve öncelikle kâğıt üst&...
90 yaşında hayata veda eden Ara Güler'e dair... Kendisini ‘fotoğraf sanatçısı’ olarak değil, &ls...
Attilâ İlhan Bilim, Sanat ve Kültür Vakfı’nın, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları&rsquo...
Unesco’ya bağlı WFP’nin gözetiminde yapılan Uluslararası Kadın Şiiri Festivali FeminİSTANBULbu yıl 1–3...
Uluslararası Kadın Şiiri Festivali FeminİSTANBUL bu yıl üçüncü kez düzenlenecek. Unesco’ya b...
EDEBİYAT ödüllerine medya ve kitabevleri gereken ilgiyi gösteriyor mu? Yeterince değil, hayır demeye dilim var...
Ne yazık ki çeviribilim alanında bizi aydınlatacak pek az çalışmamız söz konusu. Yüksel Pazarkaya&rsq...
Ankara Sinema Derneği'nin düzenlediği Gezici Festival, bu yıl 30 Kasım'da yirmi dördüncü kez yoll...
Lars von Trier’in kült filmi ‘Dogville’, 12 kişilik kalabalık bir oyuncu kadrosuyla tiyatroya taşındı....
İlke Kodal, Tolga İskit ve Yılmaz Sütçü’nün rol aldığı ‘Maraton’ oyunu, televizyon ek...
En Çok Okunanlar
Magazin.com.tr derleme haberlerden oluşmaktadır. Yayınlanmasını sakıncalı gördüğünüz haberler için bizimle iletişime geçebilirsiniz.